Çarşamba, 04 Kasım 2020 20:21

İzmir depremi ve “Gavur İzmir”

Ögeyi değerlendirin
(1 Oylayın)

“Ülkemiz deprem felaketinin acısını bu kez de İzmir’le birlikte hissetti; insanlarımız ölenler için tasada, kurtarılanlar için de sevinçte birleşti. Symirna’dan bu yana, İzmir deprem felaketinin defalarca yaşandığı bir şehir. Ama, bu kez depremin acısına “Allah’ın gavur İzmirlilere cezası” diyen sosyal medya karalamalarının eklendi. Sayıları “bazı kendini bilmezler”in ötesine geçti, İçişleri Bakanlığı 52 kişi hakkında soruşturma başlattı, tutuklananlar oldu.

Depremler ve “gavur” karalaması, coğrafyanın İzmir’e yazdığı bir kader. Depremler hiç değişmeden, dünya döndükçe sürüp gidiyor da, Cumhuriyetle birlikte özü yok olan “gavur”un adı kaldı yadigar(!).

***

İzmir

Batı’nın Osmanlı ile ticareti büyük ölçüde İzmir (Smyrna) üzerinden yapılırdı. Devletin başkenti İstanbul, ticaretin merkezi Smyrna’ydı. Avrupa ile ticaretin getirdiği yaşam tarzı ve refahın bedeli, Smyrna için “gavur” karalaması günümüze o günlerden miras.

Bugün çoğu aydının hayallerini süsleyen “Çok kültürlü Osmanlı”nın aslında hayalden öte bir anlamı yok. Osmanlı bir çok kültürün birbiriyle kaynaştığı toplumsal bir birlik değil, “kültürler”in karşılıklı çıkar uyumuna, çıkar ortaklığına dayalı bir birlikti. “Çok kültürlülük”ün en çarpıcı örneği de Smyrna’da yaşandı.

Smyrna, Osmanlı döneminin Batı ile ticaret yapan en gelişmiş Levant[1] limanıydı. Venedik, İskenderiye ile Batı Akdeniz deniz yollarının kavşağındaki Sakız Adası’nı ele geçirmeye kalkınca ticaret de Smyrna’ya kaydı; Ada’daki konsoloslar Smyrna’ya taşındı. Smyrna’daki ticaret Fransız, İngiliz ve Hollandalı tüccarların öncülüğünde gelişti. Müslümanlar çoğunlukla bu ticaretin dışında kalıyordu. Yabancı tüccarların evleri limana yakın olan Frenk Semtinde, deniz kenarında, Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler ise kara tarafında otururdu.

Marsilya’dan yola çıkan her dört gemiden biri (1789) Fransa’nın uluslararası ticareti açısından en büyük limanı olan Smyrna’ya giderdi. Fransa ile olan ticareti 20 milyon lirayken, İstanbul ile olan ticareti 7 milyondu. Smyrna’nın Batı ile ticareti onu İmparatorluktan daha çok Avrupa’ya yaklaştırıyordu.

***

İzmir

Smyrna’daki yaşam, Osmanlı ile Avrupa’lı devletler arasındaki ilişkilere, Osmanlı’nın müttefik/düşman algısına, Batılı devletlerin kendi arasındaki ilişkilerine göre dalgalanırdı.

Örneğin, Venedik - Osmanlı savaşında, Venedik’in saldırısı karşısında Müslümanların Hristiyan nüfusa zarar vereceği, depoların yağmalanacağı korkusu Levanten ilişkileri harekete geçirmiş, Venedik filosunun şehre girmesi engellenmişti (1695). Benzer bir olay Rus-Osmanlı savaşında yaşandı. Rusya Çeşme’de Osmanlı donanmasını yakınca (1770) Müslüman gruplar binlerce Rum’u ve Hollanda dragomanını (tercümen) öldürdü. Pek çok Hristiyan limandaki yabancı gemilere sığındı. Hristiyanların hayatını kurtarmak adına İngiliz, Fransız ve İtalyan tüccarlarının bulunduğu bir tekne, körfezdeki Rus Amiral Gemisine çıktı, Amiral Orloff’tan şehrin önüne filosuyla gelmemesini rica etti.

Yabancılara verilen ticari imtiyazlar (kapitülasyonlar) Müslümanların Batı karşısındaki rekabet gücünü azaltıyor, elçiliklere ve konsolosluklara diplomatik koruma sağlıyordu. Koruma beratları önceleri kendi çalışanlarının Osmanlı vergilerinden muaf tutulmaları amacını taşırken, sonraları emniyet ve koruma ihtiyacı duyan yüzlerce Hristiyan, Yahudi ve hatta Müslüman’a da verilir olmuştu. Levant’ı ayakta tutan kapitülasyon düzenini sürdürmek için sağlanan bu korumalar tepkiye neden oluyordu. Şehir zaman zaman barut fıçısına dönüyordu. Örneğin, iki Rum bir nöbetçi yeniçeriyi öldürünce (1797), “gavurların kanını alacağız” diye 600 kadar yeniçeri Frenk sokağına geldi. Hanları ateşe verdi. Frenk, Rum ve Ermeni mahallelerini yangın ve yağmaladı. 5000 kadar hristiyan canını kaybetti. Kaçanlar limandaki yabancı gemilere sığındı. Sonunda isyanı, Aydın mütesellimi Karaosmanoğlu bastırdı.

***

Smyrna sonunda Levant’ın Parisi olmayı amaçlayan büyük bir Rum şehrine dönüştü. Ancak temelinde eski Yunan Roma kültürü değil, Batı ile yapılan ticaret vardı.

Osmanlı Rus savaşından sonra (1768-1774) çok sayıda Rum, Ege adalarından Smyrna’ya göçtü. Yunan aydınlanmasının önde gelen kişilerinden Smyrna’lı Adamantios Korais, 1833’te Paris’te ölümüne kadar Smyrna ile Avrupa aydınlanması arasındaki canlı bir bağlantı oluşturdu.

Yunanistan’ın bağımsızlık hareketi sırasında, 1821’de, şehirde Rum ve Türkler arasındaki çatışmalar arttı. Cinayetler sıradanlaştı. Ticari yaşam durdu. Rumlar, İngiliz ve Fransız vatandaşlarıyla birlikte limandaki gemilere sığındı. Karadakilerde silah, denizdekilerde para vardı. Denizdekiler geri dönmedikçe karadakiler ekonomik olarak çökerdi. Sonunda şehirden gelen temsilciler heyeti gemidekilerden dükkanlarını açmalarını istedi. Böylece, 1821’deki Levanten sentezi zorunluluktan hayatta kaldı.

Yunanistan’ın kuruluşu beklenenin tersine, Rumların Yunanistan’dan Smyrna’ya göç etmesine neden oldu. Orada eşkıyalık, Osmanlı döneminden daha da yaygınlaşmıştı. Üstelik Osmanlı’da daha fazla girişimcilik vardı. Binlerce Rum, “Türk boyunduruğu altında inlemeyi” ve refahı özgürlük ve yoksulluğa tercih etti. Yunanistan’ın bağımsızlığından sonra da Smyrna’nın rakibi Atina değil, gene İskenderiye olarak kaldı.

***

Smyrna, İzmir olana kadar Müslümanlarla “gavurlar”ın “hoşgörü ve çok kültürlülükle, bilgece” yaşadığı bir şehir değildi. Tersine, Levanten refahtan pay almak için zorunlu olarak bir arada yaşanan bir şehirdi. Refahtan pay alamayan “itilmiş kakılmış, garibanlaştırılmış eğitimsiz” Müslüman çoğunluğun tepkisi kültürel genetiğimize o günlerden miras.

Cumhuriyet eşit vatandaşlığı getirmiş olsa da, “itilmiş kakılmış ve garibanlaştırılmış eğitimsizlik” hep canlı kaldı. Cumhuriyet döneminde “Milli refah”ı eşitçe paylaştırma amacını soğuk savaşa kurban edildi. Eşitlik arayanlar etkisizleştirildi, ezildi, yok edildi. Eşitlik arayışlarının “Batı” versiyonunun kültürel genlerimizde etkinliği engellendi. Son otuz yıldır, eşitlik arayışına geçmişteki o “Müslüman-gavur” kültürüyle çözüm aranıyor. İzmir depremi sonrasında sosyal medyada yapılan o “Gavur İzmir” paylaşımları, “Milli refah” tan pay alamayanların her gün medyada değişik şekillerde izlediğimiz, “ben de sizdenim”, “onlardan değilim” gösterilerinden biri.

 

[1]     Doğu Akdeniz kıyıları; aslında Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’dan İskenderiye’ye Akdeniz ve Ege’deki tüm liman şehirleri.

Son değişiklik Çarşamba, 04 Kasım 2020 21:50
Yorum yapmak için oturum açın