Salı, 05 Şubat 2019 16:34

Türkçeye neler oluyor?

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Uzun zamandır birçok yazıda rastladığım şu ‘de’ ve ‘da’ takıları ile ‘ki’lerin kullanım hatalarına fena halde takılmış durumdayım. Bir türlü aklım ermiyor ki nasıl olabiliyor da bu kadar sıradan bir dilbilgisi kuralı bu kadar zorluyor insanları? Özellikle gençleri. Gerçi öyle ummadığım yazarlar da yapıyorlar ki... Gözlerime inanamıyorum bazen. Hatta televizyonda falan da rastlanıyor. Ama illa ki gençler.

Malumunuz internet ortamında bir dolu yazı kolaylıkla dolanıyor orada burada. Hiç tanımadığınız ya da tanıdığınız birinin, hiç bilmediğiniz ya da bildiğiniz bir konu hakkında yazmış olduğu yazı geçiveriyor elinize. Makale, deneme, öykü, reklâm yazısı, kişisel ileti... Bir dolu yazı. Web sitesi, internet gazetesi, grup veya kişisel bloglar... Bir dolu ortam.

Genel bir yazma hevesi var. Herkes bir anda yazar havalarına girse bile bu pek fena bir şey sayılmaz... Ama süratle yayılan hatta bulaşan bir dilbilgisi kirliliği de söz konusu. Kimi internet gazetelerine yazı yazan bir dolu genç tanıyorum. Hemen hemen hepsi de dilbilgisi özürlü. Öyle de güzel yazıyorlar ki... Fikirleri güzel, tarzları, üslupları güzel... Zeki ve esprili oldukları belli... Ama öyle anlamsız ve bana göre imkânsız hatalarla dolu oluyor ki yazıları, çoğunu “Sakın ben okumadan siteye koymayın yazınızı” diye uyarıyor ve şartlıyorum. Elimde değil. Dayanamıyorum.

Aslında çoğu zaman yazarken durup düşünmek bile gerektirmeyen şeyleri bile yanlış yazıyorlar. Mesela cümle düşüklükleri bir yana, ne zaman büyük harfle, ne zaman küçük harfle yazacaklarını bilmiyorlar. Noktalama işaretleri tam bir fiyasko... Ama en sinir bozucu hataları ‘de’ler ‘da’lar ve ‘ki’ler. Bu takıları öyle komik hallere sokuyorlar ki cümlenin anlamı tamamen değişiyor.

Mesela: “Bu kutunun içindeki kalemi de al” gibi basit bir cümle kaç hatalı şekilde yazılabilir sizce? Şöyle: “Bu kutu’nun içinde ki kalemi de al” veya “Bu kutunun için de ki kalemi deal” veya “Bu kutunun için deki kalemide al” Nasıl? Ya da “İstanbul’daki ağaçları da kestiler” yerine; “İstanbulda’ki ağaçları da kestiler” veya İstanbul daki ağaçlarıda kestiler” veya “İstanbul da ki ağaçları dakestiler” gibi... Olamaz böyle bir şey. Dikkatsizlik mi? Bilgisizlik mi? Pespayelik mi?

Eskiden yapılmazdı böyle anlamsız hatalar. Türkçeyi doğru konuşup doğru yazmak çok doğaldı. Kimse dili iyi kullanıyor diye özel bir övgü almazdı. Ne oldu da Türkçe bu kadar zor bir dil oldu? Güzel bir yazı tabii ki övgüyü hak ederdi ama hatasız bir yazı için ekstradan bir “aferin” gerekmezdi. Ne oldu? Okullarda dilbilgisi, imlâ, kompozisyon derslerini mi kaldırdılar? Gerçekten anlamıyorum.

Son zamanlarda karşılaştığım insanların bana: “Siz bir Ermeni olarak nasıl Türkçeyi bu kadar doğru kullanabiliyorsunuz?” diyerek özel bir övgü yakıştırması da sinirimi bozuyor. Bundan daha doğal ne olabilir? Biz Ermeniler fanusta mı yaşıyoruz? Aynı gazeteleri, kitapları okuyup, aynı radyoları dinleyip, aynı televizyonu izlemiyor muyuz? Şivemiz aksayabilir ama Türkçeyi iyi kullanırız. Ve de o takılıp sinir olduğum hataları yapmayız. Gerçi gençlere biraz bulaşıyor ama orta yaşlıların Türkçesi daima iyidir.

Gençlerin dilini de en çok bozan cep telefonu mesajları oluyor bence. Kısa yazmak, yakın harfleri tuşlamak, espas açıp yer kaybetmemek için bir dolu saçmalıklar yapıyorlar. Benim konuştuğum çok genç var oradan biliyorum. “Evet”-“eet”, “iyi”-“ii”, “değil”-“diil”, “yahu”-“yaw”, “bir şey”-“bişi”, “o da öyle”-“odaöle”, “canım”-“cnm”, “selam”-“slm”, “vallahi”-“wala” gibi...

Ben uzun sözcükleri tastamam yazarken utanıyorum. Dilim bozulmuyor, yerleşmiş artık ama onlarınki bozuluyor. Zaten bu yüzden değil mi acele ve heceleri yutarak konuşmaları? Hele telefonda... Perişan olursun. Bu tarz konuşmayı TV reklâmlarında da kullanıyorlar zaten, hem yutuyorlar hem bozup yayıyorlar. Bir ara “Tek tşlı pyanomoolur beyfandııı?” dedikleri bir reklama fena halde takmıştım. Açılımı: “Tek tuşlu piyano mu olur beyefendi” idi.

Yabancı dilden karışan sözcükleri doğru yanlış kullanma merakı da cabası. “Konsantresi bozulmak” “Provokelere engel olmak” “Nüans farkı yaratmak” “Rent a kar kiralamak” “Rezerve yapmak” gibi... “tekrardan anlatmak” geri iade etmek” “motivesi bozulmak” gibi... ya “felsefik” ve “olabilite” kelimelerine ne demeli? Bu aralar bir de “sahne yapmak” veya “sahne almak” sözleri türedi. “Sahneye çıkmak” anlamında kullanılıyorlar.

Ay farklı soru şekilleri de türedi. Mesela sen bir şey söylüyorsun... Diyelim ki: “Anlamadım” dedin, “Anlamadım derken?” gibi bir soru geliyor... Yani? Neyi soruyor acaba? “Yani” de “evet” demek oluyor, gençler bir de “evet” yerine “aynen” diyorlar. Sanırım bunlar Amerikan tarzı İngilizceye özenmekten. Amerikalılar İngilizceyi iyice katlettiler ya biz de onların filmlerine dublaj falan yapmaktan veya altyazı uydurmaktan etkilendik zahir... “Hadi amaaa” dendi mi anlayın ki orada “C’mooon” deniyor. “Aynen–exactly, n’aber-what’s up, naaaydın-g’morning” ıçıkçısı (yani; açıkçası) -actually gibi. Ben, söylemesi ayıp, Amerika’ya gittiğimde, sözde İngilizce bildiğim halde birkaç gün söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. “Meeniiz” dedikleri şeyin “mayonez” “Naaamiin”in de “you know what I mean” olduğunu çözene kadar canım çıkmıştı mesela. Bu da bizde “aandın mı?”ya dönüştü, bi de üç cümlede bir “Am I right?” demeleri iki cümlede bir “doğru mu?” ya da “haklı mıyım?” diye sorma alışkanlığı yarattı. Daha önce Türkçede hiç kullanılmayan deyimler de var; “Adamsın, adamım, dostum” gibi... Bi de “tatlım” ve “balım” var yani “Sweety” ve “honey”... Bizim çocukluğumuzda var mıydı bu iltifatlar?

Gençlerin, nezleliymiş gibi hım hım burunlarından konuşmaları da yine bu Amerikan özentisinden bence. Bir de kelimeleri garip bir şekilde dejenere edip yaymaya başladılar, “Başarılar; bışırılar, büyüleyici bir şey; büyüliici bişii, bir şey değil; bişiidiil” gibi... Son hecelerdeki “i”lerin “ı” olması da cabası... “Geldim; gyaldım, dedim; dedım, bitirdim; bitirdım gibi gibi biiir çok sinir şey.

Sunucular, dublajcılar hiç mi denetlenmezler acaba? Ha bir de resmen Türkçe özürlü popüler aşçılar var ki en sinir olduğum “koymak” kelimesini ayıp sayarak, anlamsızca “bırakmak” ya da bir şeyi boş tencereye koyarken “ilave etmek” sözlerini kullanmaları.

Gördüğünüz üzere deştikçe çıkıyor... Kimi eleştirdiğim gençler ne demek istediğimi bile anlamıyorlar, kimileri de “Ne yapmalıyız?” diye soruyorlar. Topluca cevaplayayım bari; Okuyun! Okuyun! Okuyun! Haa bi de her şeyi Google amcaya sormayın, arada sırada sözlüğe bakın. İşte bu kadar.

 

Son Düzenlenme Salı, 05 Şubat 2019 20:55
Yorum eklemek için giriş yapın

ADALI DERGİSİ SON SAYI

adali 201903 165 300x

DERGİLERDE ARA

    • Bülent Özden (1)
    • Adalı Dergisi (381)
    • Begüm Yavuz (2)
    • Teoman Göral
    • Halim Bulutoğlu (40)
    • Ö. Faruk Berksan (16)
    • Adil İzci (6)
    • Ahmet Tanrıverdi (18)
    • Abdullah Onay
    • Avedis Hilkat
    • Aynur Taşyürek (35)
    • Ayşe Ayyıldız (20)
    • Ayşen Güner (5)
    • Bercuhi Berberyan (51)
    • Gündüz Mutluay
    • Pervin Tuğan (5)
    • Pınar Satıoğlu (7)
    • Semra Askeri Uzuner (81)
    • Sosi Cındoyan (37)
    • Stathis Arvanitis (2)
    • Turgut Kuli (4)
    • Viktor Albukrek (39)
    • Yalçın Çilingir (5)
    • Alper Almelek
    • Ayşegül Bayraktar (22)
    • Cihan Yiğin (1)
    • İpek Çalışlar (1)
    • Korhan Gümüş (4)
    • Nedret Tanyolaç Öztokat
    • Nilgün Refiğ Pala (24)
    • Özlem Yüzak (1)
    • Gündüz Vassaf (2)
    • Uğraş Salman (1)
    • Cengiz Pala (1)
    • Selahattin Sönmez (1)
    • Mehmet Durmuş
    • Çağnur Şarman (16)
    • Deniz Akkuş (2)
    • Gizem Altın Nance (1)
    • Gül Bolulu (1)
    • Haluk Direskeneli (6)
    • Hülya Sucu
    • Muammer Pehlivan (1)
    • Seda Yavuz (1)
    • Yasemin Arpa
    • Zehra Başar
    • Mustafa Özmat (1)
    • Hacer Kırklıkçı (1)
    • Canan Cürgen (2)
    • Marianna Vasiliadiz (15)
    • Nezih Bayraktar (3)
    • H. Can Yücel (32)
    • Serenad Demirhan (3)
    • Volkan Narcı (6)
    • Güneş Uz (4)
    • Ateş Evirgen (14)
    • Defne Koryürek (1)
    • Çiğdem Kayaoğlu (17)
    • Haluk Eyidoğan (5)
    • Ali Erkurt (3)
    • Asu Aksoy (4)
    • Berrin Erkurt (2)
    • Aslı Erdursun (12)
    • Ayşe Şentürer (2)
    • Tolga Bektaş (1)
    • Ercan Ceylan (2)
    • Özge Togay (4)
    • Recep Kızılırmak (2)
    • Aysel Kılıç (4)
    • Hakan Satıoğlu (1)
    • Andrée Galataud Coşkun (1)
    • Gülay Kayacan (1)
    • Ayten Şele (1)
    • Deniz Pala (1)
    • Derya Tolgay
    • Ahmet Bilir
    Close 
    • Prens Adaları (39)
    • Büyükada (91)
    • Heybeliada (85)
    • Burgazadası (34)
    • Kınalıada (15)
    • Sivriada (6)
    • Tavşanadası (2)
    • Yassıada (5)
    • Adalılar (75)
    • Doğa (21)
    • Eğitim (71)
    • Ekoloji (64)
    • Gelenekler (13)
    • Göç ve Nüfus (1)
    • Haklar (55)
    • İmar (16)
    • Kentsel Hizmetler (51)
    • Kültür ve Sanat (215)
    • Lezzetler (12)
    • Planlama ve Gelecek Senaryoları (20)
    • Sağlık (81)
    • Spor (41)
    • Tarihi Miras ve Koruma (59)
    • Tarih (45)
    • Ticari Yaşam (2)
    • Turizm (28)
    • Ulaşım (55)
    • Afetler (15)
    • Din, İnanç (14)
    • Sivil Toplum (139)
    • Hukuk (19)
    • Günlük Yaşam (141)
    • Eğlenme (2)
    • Politika, Siyaset (32)
    • Deniz (59)
    • Mimari (16)
    • Hayvanlar (80)
    • Yayın, Kitap (9)
    • Şiir (34)
    • Vapurlar, Tekneler (5)
    • Ada (69)
    • Sergi (17)
    • Kitap (37)
    • Müzik (36)
    • Yerel Yönetim (9)
    • Adalar Müzesi (23)
    • Balıkçılık (23)
    • Gezi (39)
    • Vordonisi (2)
    • Fotoğraf (12)
    Close