Salı, 08 Mayıs 2018 12:41

Seri Üretim vs. Slow Future

Öğeyi Oyla
(3 oy)

1 280x

Moda tasarımı programı öğrencisi Nazipek Daloğlu ile sürdürülebilir moda üzerine bir sohbet...

Merhaba Nazipek, moda ile yolun ne zaman ve nasıl kesişti bize biraz bahsedebilir misin?

Moda hep ilgimi çeken bir alandı. Bu sektörde yer almak ve meslek olarak düşünmeye başladığım zamanlar ise üniversitenin üçüncü yılıydı. Psikoloji okuyordum. Bu mesleği yapabilir miyim yapamaz mıyım diye sorgulamaya başladım. Daha çok yaratıcı yönden kendimi gösterebileceğim, iç mimarlık gibi çizime dayalı işler yapmak istiyordum. Araştırmalarımdan sonra modaya yöneldim, çünkü bana daha uygun olduğunu düşündüm. Böylece psikoloji bölümünü bitirdikten sonra bir moda okuluna başladım. Şu anda çok severek okuyorum.

Bizlere bir tekstil ürününün üretim sürecinden bahsedebilir misin?

Tekstil ürünü öncelikle tasarım anlamında başlar. Bir tasarımcı hayal eder ya da bir moda akımına dayalı olarak bir ürün tasarlar. Bunun da bir sürü aşaması vardır; teknik çizimi vardır, görsel açıdan eğer bir sunum yapacaksa illüstrasyon olarak bunu sunar, ama daha çok detay, kalıp ve dikiş açısından düşünerek bir ürünü tasarlar. Ürünün gerçeğe dönüşüm aşaması ise iplik üretimi ile başlar. İplik üretiminden kumaş üretimine geçilir. Kumaşın renklendirme işlemi yapılır. Ardından kumaşlar dikilir, bu aşamaya kalıpları birleştirme aşaması da diyebiliriz. En son olarak bu ürünü pazarlama ekibi ele alır. Markete sunar ve ürün müşteriyle buluşur.

2 280x

Moda konusundaki tüketim alışkanlıklarımız nasıl oluştu?

Tekstil ürünleri eski çağlarda üstünü kapatmak, doğadan korunmak gibi ihtiyaçlar için giyilirdi. Ondan sonra teknoloji geliştikçe seçeneklerimiz arttı. İnsanlar görsele dayalı giyinmeye başladı ve daha çok çeşit istemeye başladılar. Beğendiği ürünlerin her rengine sahip olma isteği duyuyorlar.

Yani lüks bir tüketime dönüştü...

Evet, moda dediğimiz şey artık ihtiyacın çok daha ötesinde bir algı ve bu döngü çok hızlanmaya başladı. Eskiden bir trend uzun süre etkili olurdu. Bunun süresi şu an çok kısaldı. Aslında modanın kuralları değişti diyebiliriz. Hızlı trend değişimi üretimi daha da hızlandırdı ve bu avantaj gibi görünse de bir çok dezavantajı var.

Bir çok sektörde olduğu gibi küresel tekstil endüstrisi de hammaddeden başlayarak tüm üretim süreci boyunca düşük kalite yüksek üretim felsefesi sebebiyle sosyolojik ve ekolojik etkilere neden oluyor. Seri üretim süresince doğal kaynaklar bilinçsizce tüketilirken, kullanılan kimyasallar da biyolojik çeşitliliğin azalmasına ve çevre kirliliğine sebep oluyor. Sürdürülebilirlik tam bu noktada sosyal bir duyarlılık ve sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor. Tekstil sektöründe sürdürülebilirlik adına ne gibi adımlar atılıyor?

Tekstil sektörü bildiğimizin çok üzerinde bir etki ile doğayı olumsuz etkileyen sektörler arasında ikinci sırada yer alıyor. Bu bilgileri öğrendikten sonra moda hakkında bir sorgu dönemine girdim. Bu durum nereye gidecek? Her şey çok hızlı, seri üretim yapan markaların mağazalarına gittiğinizde her hafta reyonların değişmiş olduğunu görüyorsunuz. Problemleri sorgulayıp markalara yönelttiğinizde bu soruları yanıtlamaktan kaçınıyorlar. Lüks markalar sürdürülebilirliği aslında çok fazla düşünüyor, çünkü markanın başındaki insanlar daha bilinçli ve tekstilin nereye gittiğini hepimizden çok önce görüyorlar. Trendi nasıl onlar belirliyorsa, modanın ve üretim sürecinin yarattığı etkiler konusunda da her şeyden haberleri var. Onlar şu süreçte sürdürülebilirliğe yönlenmiş durumdalar. Ürettiği kumaşından, ipliğinden tutun da kotonuna kadar o kadar farklı yöntemlerle büyütüyorlar ki doğaya verilen zarar biraz daha aza indirgensin. Ama fazla üretim politikasıyla seri üretim yapan orta segment diğer markaların fiyatları düşük olsa da aslında sahiplerinin durumu çok daha iyi. Lüks markalarla aralarında ciddi bir rekabet var.

3 280x

Şu anda hangisi daha ön planda?

Maalesef seri üretim yapan markalar daha ön planda yani daha çok satış yapıyor. Artık çok zengin bir insan bile orta segment bir markadan daha çok çeşit alıp onu bir tane lüks markadan aldığı ceketiyle kombinleyebiliyor ki daha çok çeşidi olsun.

Ancak lüks markalar tüm süreç için daha duyarlı önlemler alıyorlar. Çalıştırdığı işçiler bile daha bilinçli davranıyorlar. Hiç bilmediğimiz kuruluşlar var, hiç bilmediğimiz toplantılar oluyor. Tekstilin verdiği zararları önlemek konusu hakkında bir sürü önlemler alınıyor ama seri üretim yapan markalar bunların önüne geçtiği için de bunu daha farklı bir kesim biliyor. Ancak araştırdığınız zaman bulabilirsiniz. Sokağa çıkıp alışveriş yaptığın zaman otomatik olarak daha ucuz olana ve daha çok çeşide yöneliyoruz. Bu konuda artık herkesin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Bir insan oturup evde bunu düşünmüyor ama bunu bir şekilde insanların karşısına çıkartmak gerekiyor diye düşünüyorum. Artık bazı ilgili eğitim kurumlarında moda için sürdürülebilirliği ders olarak görebiliyoruz. Dünyadaki en iyi moda okullarından olan London College of Fashion’da sürdürülebilirlik çok çok önem verilen bir konu olmaya başladı.

Peki, üretim süreci iplikten kumaşa, kumaştan tasarıma gerçekleşiyor dedik. Burada çevreye verilen zarar nasıl bir noktada karşımıza çıkıyor? Yani çevre dostu moda ne tarz şeyler uyguluyor da fark yaratıyor?

Mesela pamuk üretiminde ciddi oranda su harcanıyor ve bunu önlemek adına yetiştirdiği yerden kullandığı tohuma kadar bunu önlem altına alıyorlar ama bir diğer taraf bunu önemsemiyor ve daha fazla koton üreteyim ki daha fazla iplik üreteyim böylece daha fazla kumaşa sahip olayım diye düşünüyor. Sürdürülebilirlik adına çevre dostu moda için genelde organik pamuk kullanılıyor, çünkü daha az su harcanıyor. Bir de boyamaya hiç gerek olmadan kendinden bej rengine sahip olan natürel boyalı pamuk var. Boyama gerektiren hammaddelerde ise çok canlı renkleri elde etmek için kullandığı kimyasalın miktarını olabildiğince azaltıp, ortaya çıkan renklere göre de trendini belirliyor. Tüm trendleri belirleyen bir sistem var orada slow future diye bir trend var, bu da trendi doğal renklere yoğunlaştırıyor ve doğal pamuk kullanmaya teşvik ediyor. Keten ve polyesterden birazcık kaçıyor. Bu durum seri üretim markalara bile yansıyor. Aslında böyle önlemler alarak ve trende dokunarak değiştirebilirsin. Bu yüzden büyük markalar ne yapıyor? Trendi zaten kendi belirlediği için ekolojik modaya yönelik bir trend belirliyor; kullandığı kotonu değiştiriyor, renkleri değiştiriyor. Bir de bilincini değiştiriyor çünkü bu markalar kıyafete bir hikaye veriyor. İnsanların giydiği kıyafetin bir anlamı oluyor.

Aslında bir sosyal sorumluluk gibi oluyor senin o ürünü alman o halde?

Aynen öyle. Ama biz genelde şu şekilde düşünüyoruz, bu kıyafete bu kadar para verilir mi? Aslında o kıyafeti tercih etsek çok daha uzun yıllar kullanacağız. Kafalarımızı biraz değiştirmemiz lazım. Pahalı bile olsa tek bir kaliteli ürün almak, uygun fiyatlı bile olsa kalitesiz beş ürünü almaktan çok daha mantıklı, çünkü daha uzun yıllar kullanıyoruz. Büyük markalar bunu hedeflerken, diğer markalar tüm büyük trendlerden aldığı ilhamla o kıyafetin beş çeşidini, daha ucuz kumaşını yaratıyor. Ama sonunda ne oluyor, artığı daha fazla oluyor, yani satılamayan bir sürü kıyafet ellerinde kalıyor. Bu giysileri gizlice yakıyorlar çünkü atmosfere zarar veriyor. Gizli bir yerde sadece kıyafet yakmak için fabrika kuran markalar mevcut. Yüksek markalar sürdürülebilirliğe yöneldikçe diğer markalar yüzde yüz organik koton etiketli ürünler yapmaya başladılar. Ancak bunu ekstra olarak yapıyorlar, seri üretimi durdurmuyorlar.

4 280x

Seri üretimin zararları o zaman; tüketim çılgınlığı, boyamalarda ve sentetik ürünler yapılırken kullanılan kimyasallar, çok fazla atık kumaş ve çevreye verdiği zarar diyebiliriz. Ayrıca üretim sürecinde işçilerin temel hakları sağlanamıyor. Bu noktada tüketici olarak şeffaflık ilkesini benimsemiş ve tedarik zincirini bildiğimiz markalardan alışveriş yapmamız gerekiyor. Dünya markalarından ziyade yerel ve sınırlı üretim yapan yerleri tercih etmek bu noktada atılacak en iyi adımdır diyebilir miyiz? Sonuçta sorumlu bir üretim kadar sorumlu tüketim de önemli...

Bazı kuruluşların da buna önayak olması gerekiyor. Yeni bir akımın başlaması gerekiyor. Türkiye’de bir durgunluk var bu konuda, sürdürülebilir moda ile ilgili yazı bile bulmak oldukça zor. Bazı markalar var, evet. Yerel üretime yöneliriz ama çok fazla seçeneğimiz yok. Aslında moda okuyan bilinçli gençlerin yetişmesiyle birçok seçenek üretilebilir. Bu tarz şeyler yavaş yavaş gelişiyor, tüm gençlerin buna yönelmesi gerekirken daha çok maddi kaygıları düşünüyoruz.

Bir de bu biraz talep meselesi. Talep etmeliyiz ki üretilsin.

Her şeyi baştanbaşa değiştirmemiz gerekiyor. Bizim ülkemizde soru işaretleri cevaplanmamış. Daha geç bilinçlenip daha geç harekete geçiyoruz.

Bir ürünü alırken dikkat etmemiz gereken noktalar nedir?

Kaliteli ürün almak istiyorsan kumaşını bilmen gerekiyor. Sentetik kumaş yani naylon polyester gibi içeriklerin az olması, onlar yerine doğal iplikten üretilen koton, pamuk, bambu, keten gibi içeriklere sahip ürünler tercih edilmelidir. Bir de hemp dediğimiz üretiminde çok fazla su harcanmayan büyümesi kolay bir hammadde var. Türkiye’de yasak, çünkü bir haşhaş çeşidi. Bu yüzden üretilmiyor. Hâlbuki boyaması daha kolay ve su daha az kullanılıyor, yani doğa ve üretim açısından çok kullanışlı. Ayrıca hammaddelerin çoğunu üretecek imkânımız olmasına rağmen ithal ediyoruz.

Kumaşları renklendirmek için doğal boyama yöntemlerini önerir misin? Sence ileride kimyasal boyaların bir alternatifi olabilirler mi? Bizler de küçükken batik boyama yapardık onu hatırladım da.. Tabii birçok farklı yöntem vardır!

Kendi imkânlarınla batik yöntemi uygulanabilir. Sürdürülebilir ürünler üreteceğim diyen bir kişi bunu yapabilir. Bir de Hindistan’dan gelen kökboyama işlemi var. Kök boya; bitkinin verdiği renk ile boyuyor. Spesifik bir renk istersen bunu laboratuvarda yapmak gerekiyor. Kimyasal boyanın önüne geçemez ama öyle bir teknoloji gelişir ki zehri, etkisi az bir kimyasal üretir ve onun önüne geçebilir.

Artık kumaşların değerlendirilmesi, israfın azaltılması ve sürdürülebilirlik açısından elzem bir konu değil mi?

Bazı şirketler dönüştürülebilir iplik yapıyor mesela artan kumaşları alıyor ve onları tekrar ipliğe çeviriyor. Şirketler artık kumaşları farklı bir kampanya yaratarak geri dönüştürebilir ama buna vakit harcamak istemiyor ve onları yok ediyor ya da pazarda satışa sunuyor. Artık önüne geçemediğimiz bir hıza ulaştığı için pazarcının da işine yaramıyor yani onlar artık olarak ya başka ülkelere gönderiliyor ya da atılıyor ki bu da doğaya ciddi zarar veriyor. Mesela ben bir marka kursam bu kumaşlardan tekrar giysi elde etmeyi hedeflerim ve bu tip amaçlarım olur. Ama genelde markalar sadece insanların görsel zevkine hitap etmeyi önemsiyor.

Bir markanın hikâyesi olur belki de bu konuşmamız ileride. Ne dersin?

Marka yaratmak çok zor ve tüketim çılgınlığımız buna sebep oluyor, çünkü bir marka yaratırsam standardı yakalamam gerekiyor. Kendi standardını da yaratabilirsin ama bir kitleye ulaşılması önemli bir nokta. Hali hazırda belli bir kitleye sahip değilsen, kitleye ulaşmak için kendi tanıtımını yapmanı ve ciddi bir bütçe ayırmanı gerektiriyor.

 

Okunma 69 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 09 Mayıs 2018 22:56
Yorum eklemek için giriş yapın

ADALI DERGİSİ SON SAYI

adali 201808 158 300x

DERGİLERDE ARA

    • Bülent Özden (1)
    • Adalı Dergisi (370)
    • Begüm Yavuz (2)
    • Halim Bulutoğlu (33)
    • Ö. Faruk Berksan (16)
    • Adil İzci (6)
    • Ahmet Tanrıverdi (18)
    • Abdullah Onay
    • Avedis Hilkat
    • Aynur Taşyürek (35)
    • Ayşe Ayyıldız (20)
    • Ayşen Güner (5)
    • Bercuhi Berberyan (46)
    • Gündüz Mutluay
    • Pervin Tuğan (5)
    • Pınar Satıoğlu (7)
    • Semra Askeri Uzuner (81)
    • Sosi Cindoyan (34)
    • Stathis Arvanitis (2)
    • Turgut Kuli (4)
    • Viktor Albukrek (39)
    • Yalçın Çilingir (5)
    • Alper Almelek
    • Ayşegül Bayraktar (20)
    • Cihan Yiğin (1)
    • Korhan Gümüş (3)
    • Nedret Tanyolaç Öztokat
    • Nilgün Refiğ Pala (24)
    • Özlem Yüzak (1)
    • Uğraş Salman (1)
    • Cengiz Pala (1)
    • Selahattin Sönmez (1)
    • Mehmet Durmuş
    • Çağnur Şarman (16)
    • Deniz Akkuş (2)
    • Gizem Altın Nance (1)
    • Gül Bolulu (1)
    • Haluk Direskeneli (2)
    • Hülya Sucu
    • Muammer Pehlivan (1)
    • Seda Yavuz (1)
    • Yasemin Arpa
    • Zehra Başar
    • Mustafa Özmat (1)
    • Hacer Kırklıkçı (1)
    • Canan Cürgen (2)
    • Marianna Vasiliadiz (15)
    • Nezih Bayraktar (2)
    • H. Can Yücel (31)
    • Serenad Demirhan (3)
    • Volkan Narcı (6)
    • Güneş Uz (4)
    • Ateş Evirgen (14)
    • Defne Koryürek (1)
    • Çiğdem Kayaoğlu (17)
    • Haluk Eyidoğan (5)
    • Ali Erkurt (2)
    • Asu Aksoy (4)
    • Berrin Erkurt (2)
    • Aslı Erdursun (11)
    • Ayşe Şentürer (2)
    • Tolga Bektaş (1)
    • Ercan Ceylan (2)
    • Özge Togay (4)
    • Recep Kızılırmak (2)
    • Aysel Kılıç (1)
    • Andrée Galataud Coşkun (1)
    Close 
    • Prens Adaları (37)
    • Büyükada (79)
    • Heybeliada (83)
    • Burgazadası (32)
    • Kınalıada (15)
    • Sivriada (6)
    • Tavşanadası (2)
    • Yassıada (5)
    • Adalılar (65)
    • Doğa (21)
    • Eğitim (63)
    • Ekoloji (63)
    • Gelenekler (12)
    • Göç ve Nüfus (1)
    • Haklar (53)
    • İmar (16)
    • Kentsel Hizmetler (50)
    • Kültür ve Sanat (203)
    • Lezzetler (12)
    • Planlama ve Gelecek Senaryoları (18)
    • Sağlık (80)
    • Spor (38)
    • Tarihi Miras ve Koruma (54)
    • Tarih (42)
    • Ticari Yaşam (2)
    • Turizm (26)
    • Ulaşım (52)
    • Afetler (15)
    • Din, İnanç (14)
    • Sivil Toplum (129)
    • Hukuk (17)
    • Günlük Yaşam (136)
    • Eğlenme (2)
    • Politika, Siyaset (31)
    • Deniz (57)
    • Mimari (15)
    • Hayvanlar (80)
    • Yayın, Kitap (9)
    • Şiir (33)
    • Vapurlar, Tekneler (5)
    • Ada (67)
    • Sergi (16)
    • Kitap (32)
    • Müzik (34)
    • Yerel Yönetim (6)
    • Adalar Müzesi (23)
    • Balıkçılık (23)
    • Gezi (36)
    • Vordonisi (2)
    • Fotoğraf (11)
    Close